Cuma

hayalimizdeki deneysel mutfak

biliyoruz çok uzun zaman oldu hem de çok uzun… bir türlü elimiz yazmaya gidemedi!

niye? çünkü şundan; babiş’e göre “artık doğru dürüst yemek yapmıyorsun da ondan, hep geçiştiriyorsun!”

bu sözlerde doğruluk payı var tabii; son zamanlarda “kolayı”na kaçtığımız oldu; bahanemiz de “babiş hep dışarıda yiyor, ne zaman geleceği belli değil; yemek yapıyoruz, kızım ne zaman geleceksin diyoruz ‘ben okulda yedim dışarıda yedim, diyet yapıyorum’ diyor, pişirdiğimizle kalıyoruz!”

haa bunca zamandır hiç mi yemek yapmadık aç mı oturduk? yok yaptık, kuzu incik istedi yaptık, yuvalama istedi yaptık, yılbaşlarında çok sevdiği hindi but bile pişirdik ama babiş’in bir türlü midesini bayram ettiremedik!

eee biz de sonunda etten kemikteniz değil mi? hayat gailesi can sıkıntısı motivasyon kaybı, “babiş gidiyor” endişeleri ile bugünlere geldik.
ve sonunda babiş gitti!

bir ay önce sevgili kızımızı, canımızı yurtdışındaki okuluna yolcu ettik. dile kolay on beş yıllık “ev arkadaşımızdı”, tenceremizin kaşık ortağıydı, yemeklerimizin ilk elden gurme eleştirmeniydi.

aklımız bundan böyle hep onda kalacak! ne yer ne içer kimbilir? babiş’inin sağlıklı mutfağını, birbirinden “nefis” yemeklerini özler mi bilemeyiz, bunu aylar yıllar gösterecek!

gerçi biz kızımızı tanıyorsak yemeklerimizi özler özlemesine ama çeşit çeşit pizzaları, hamburgerleri, hot dog’ları; pomfrit, burrito, vetaco gibi Meksika yemeklerini; İtalyan mutfağının çeşit çeşit makarnalarını, Çin maçin taamlarını denemeden duramaz. dileriz meraktan yılandı çıyandı yemez, çekirgeyi, karıncayı çekirdek yerine çıtlatmaz, kedi köpek yahnisini denemeye kalkmaz.

yapacak bir şey yok artık “kuş” yuvadan uçtu, ne bulursa onunla beslenecek!
şimdi geldik bize yani tek başına kalmış adama; günlerdir içtiğimizi yediğimizi bilmeden yaşıyoruz, “sağlıksız” yani…  

neyse sonunda bugün kendimizi toparladık ve uzun yıllardır hayalini kurduğumuz, babiş olduğu için denemeye kalkmadığımız “deneysel mutfak”ımızı denemeye kalktık! kalktık ki babiş sağ salim dönüp geldiğinde mutfağımızı geliştirdiğimizi, boş durmadığımızı görsün, dünya mutfaklarıyla aşık attığımızı anlasın.

buzluktan dar günler için beklettiğimiz ezo gelin mercimek karışımı çorbamızı indirdik ve ilk yemeğimizi yapmaya giriştik: mercimek köfteli içli köfte!
efendim önce mercimek köftesini bir güzel yoğuruyorsunuz (bu arada babiş hiçbir zaman mercimek köftemizi beğenmedi) sonra da elinize cevizden biraz büyük bir parça alıp içli köfte açar gibi içini açıyorsunuz ve iç olarak da içine taze kaşar koyuyorsunuz, ardından da kızartma işlemine geçiyorsunuz!
sonuç?



eh ilk deneyim olarak idare eder; gerçi bir kısmı, köfte gevşek olduğu için dağıldı ama olsun, kızarmış bulgur taneleri de çok güzeldi, kıtır kıtır, seveni için bulunmaz… dağılmayan mercimekli köfteler ise ilk seferlik olduğu için idare ederdi ama Allah’tan babiş yoktu evde yoksa edeceği lafları bünyemiz kaldırmazdı.


sağlıkla…

5 yorum: