baksı köyü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baksı köyü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi

sonunda ardıç ağacına çaput bağladık!


gide gide gittik, sonunda baksı’ya vardık!

yani bayburt-baksı arası bir buçuk saat; köyler, dereler arada da çoruh sizi takip ediyor, öyle keyifli öyle dehşetli! bir ara yolumuzu inekler bile kesti! akşam olmuş evlerine dönüyor yüzlerce inek; hatta her biri kapısının önüne gelince vuruyor kapıya başıyla giriyor içeriye!
ee tabii araçtakiler de bu kadar ineği bir arada görmemişler bi hayranlık bi hayranlık, çığlık, fotoğraf çekmeler! biz tabii çok inek, öküz gördüğümüzden oralı bile olmadık siz de fotoğrafsız kaldınız!
 neyse!


baskı kırgız dilinde şaman demek ve baskı köyü 85 haneli! kala kala o kadar kalmışlar diğerlerini göçe vermişler!
işte bu aşağıdaki adam da baksı’da doğup büyümüş, dağlarında çobanlık yapmış, mektebe gitmiş prof. dr. hüsamettin koçan!
koçan yaz tatillerinde dağlarda çobanlık yaparken çoruh vadisine bakıp hayaller kurarmış!


gün gelmiş büyümüş, okumuz ‘adam’ olmuş ve köyünün yoksulluğuna, göç yüzünden sürekli azalmasına kafayı takmış ve baksı’da bir müze kurmaya karar vermiş!
eş dost, tanıdıklar, sanatçılar bir araya gelmiş, kafa kafaya vermiş aşağı yukarı bir on yılda müzeyi ayağa kaldırmayı başarmışlar! kimi eserlerini müzeye bağışlamış kimi para vermiş kimi de araç gereç bağışlamış!


sonunda müze ortaya çıkmış! pek güzel pek güzel! o kadar etkilendik ki bir de gün doğmadan gezelim istedik, herkesten önce yataktan kalktık, hüsamettin koçan gibi çoruh vadisine bakıp bakıp hayaller kurduk, sadece nehrin bir de sürekli öten bir kuşun sesini dinledik, mutlu olduk!


hüsamettin hoca da erkenden kalkınca bir zamanlar şamanın hasır atıp altında oturduğu ardıç ağacına gittik, hatta iki çaput bağlayıp dilek tuttuk; biri babişe biri de kendimize artık kısmetimize ne düşerse?

sağlıkla…


hamiş; seni unuttuğumu sanma allah akıl fikir versin!

Cuma

kültür turizmi (2)


erzurum’a indik öğlen güneşi Allahtan her yan bulut, gölgelik! bir de gelin arabası; “anasının ilk geliniymiş!” damat öyle yazdırmış, bir fiyaka bir fiyaka gelene geçene inat!

iyi fikir; diyelim babişi baş göz ettik geldi istedi biri; önceleri naza yattık ama baktık olmadı! “ama baba!” dedi babiş; dayanamadık, “verdik gitti!”
eh damat da eşek değil ya yazdırır her hal, “baba merak etme sen!”

neyse!


palandöken’i de görmemişiz; hadi bir öğlen yemeği, ardından orta kahveyle dağ havası aldık ayıptır söylemesi… ama ne dağ havası çek çek bitmez, öyle serin öyle dehşetli!


yolcu yolunda gerek “hadi bayburt’a bir iki bir iki!”


erzurum-bayburt arası toplasan toplasan bir, bilemedin bir buçuk saat sonra yol ayırımı ver elini baksı köyü! amma önce mola gerek; kıtlama çay, dağ suyu boşa akar, içmeyen ya deli ya şükretmeyi bilmez, zavallı! söze ne gerek? peki fotoğraf çekmeyi unutana ne demeli?

sağlıkla…


hamiş; şimdi anlatsam hak verirsin hem fotoğrafın hem yazının tadını çıkarmak gerek!
ama “merak kediyi öldürür”müş ne gam sen kedi değilsin ki!


Çarşamba

kültür turizmi!


eee ‘çocuklar babalarına çeker’ diye bir kural yok ya? ya da var bize uğramamış!

babiş güneye denize gitti; bizse topu topu iki gün de sürse "kültür turizm"i dedik, yeni açılan bir "köy"“ müzesine doğu’ya gittik! taa bayburtlara!

sağlıkla…


hamiş; daha şimdi geldik sen şu birkaç fotoğraf ile oyalan gerisi yarına artık!