bizim bu yufka denilen mübarekle tanışmamız yenidir. çünkü alışmışız eziyete, kolayı bize zor geliyor, zül geliyor! nedeni bilinmez!
şimdi bu yufkayı keşfettik ya birkaç yıldır; elimize ne geçerse sarıp sarıp eğer ‘sağlık’ günümüzdeysek fırına, yok eğer boş vermişsek sağımızın solumuzun şekline, yağlı tavaya atıyoruz.
ayıptır söylemesi bir yufkayı bazen dörde bazen sekize bölüyoruz üçgen üçgen; rast gelirse patatesli, kıymalı bazen ıspanaklı çok çok nadir de peynirli börek yapıyoruz babişe.
geçenlerde pazı sardık dolma yaptık ya; kökleri biraz da yaprakları arttı, atmadık, haşlayıp koyduk bir kenara ki canımız çekerse üstüne yumurta kırıp, yumurtalı ıspanak niyetine yiyelim, nefsimizi köreltelim.
öteden beri severiz yumurtalı ıspanağı tarifi de yapması da kolaydır. haşlarsın önce ardından tavada kavurmaya başlarsın az zeytinyağı ile bir iki çimdik pul biber, tuz atıp indirmek üzereyken tavadan, üstlerine iki yumurta kırıp sarısını beyazını ıspanakla yumurtalar hemhal olana kadar pişirirsin. pek hoştur pek lezizdir böylesi, biz böylesini severiz. bir gün yapar yer, sizin için de fotoğraflarız kısmetse!
neyse, gelelim pazıya… her iki sebzeyi de tarttık, düşündük sonunda pazıyı ıspanaklı yumurta niyetine yememeye karar verdik. işte tam o sıra aklımıza o mübarek yiyecek yufka düştü dedik ki kendimize, ‘bir yufka yeter pazılara. bir kaç tane börek yaparsın, adını da pazılı börek koyarsın hem babiş’e de hava atarsın, yeni bir börek icat ettim diye!’
bir yufka için çarşıya indik hem böylelikle birkaç adım da atmış olduk. yalnız bir yufka alana kötü kötü bakıyormuş dükkan sahipleri bunu da öğrendik bu arada. bir dahaki sefere ya misafir çağırmaya ya da bu sevdadan vazgeçmeye karar verdik!
çarşı dönüşü yufkamızı serdik tezgaha, bıçakla pür dikkat önce ikiye sonra da dörde böldük. bölünmenin yeterli olduğuna kanaat getirince de daha önce tavada kavurduğumuz hafif karabiberli pazıları dört eşit parçaya bölüp bir güzel sarıp sarmaladık yufkalarla ve yağlı kağıt sarılı fırın tepsisine yan yana dizdik.
bir yumurtanın sarısını çırptık, fırçayla sürdük yufkaların üstlerine; en üste de beyaz susam gezdirdik ki güzelliğinde kusur aranmasın!
ve babiş’in gelmesine yakın fırını yaktık ki dumanı üstünde olsun böreklerin. nitekim öyle de oldular, övünmek gibi olmasın ama böreklerimiz nar gibi kızardılar.
babiş okuldan geldi içimizden diyoruz ki, ‘tam börek yenilecek zaman; okuldan aç gelinmiş ana yemeği beklerken ağza atmalık bizim pazı börekleri!’
amma velakin hayatın kendisi niyetlere göre sürüp gitmiyor ki her şeyin kendi doğası kendi işleyişi var! şansızlık bu ya; babiş’in doğası da bugünlerde biraz kendine dikkat etmek istiyormuş!
sağlıkla.