Pazartesi

o piti piti, karamela sepeti!

biz kesinlikle Tanrı’nın bir “mizahsever” olduğuna inanıyoruz! yaptığı işlere bakın anlarsınız!

biliyorsunuz, yazmıştık! geçen hafta sonu tarihi yarımada’yı gezecek, geziye de köprü’ten başlayacak; kaymaklı lokum yiyip yeni cami’yi seyrede seyrede orta kahvemizi höpürdetecektik!

bunu herkese duyurduk hatta “gelin gezimize katılın, size istanbul’u gezdirelim!” dedik, günlerce bekledik.

sonunda istanbul’a yolu düşmüş bir ankaralı, “gelirim hatta gelirken fotoğraf makinemi de getiririm!” dedi, sevindik ama başkaca kimseden de ses çıkmadı!

cumartesi günü geldi çattı, sabah işten çıktık, metroyla taksim’e geldik; niyetimiz yürüye yürüye kalan “son sıcak gün”ün tadını çıkarmak, gezimize başlamadan cadde-i kebiri bir baştan başa geçmek, yolda da önümüze “nimet” diye ne çıkarsa karnımızı doyurmak, kahvaltı yapmak!

niyet bu ama istiklal’de “nimet” çok! hele de bizim gibi doğuştan “o piti piti karamela sepeti, terazi lastik jimnastik, biz size geldik bitlendik, hamama gittik temizlendik, dik dik dik!” diyenlerdenseniz, yandınız!

ilk şimşek pide’ye niyetlendik ama daha geçen haftalardan birinde masalarından birinde güneşe karşı, üstüne yumurta kırdırılmış kıymalı pide ve ayranla kahvaltı ettiğimizden vazgeçtik, bu kez nizam pide’ye yöneldik, ki niyetimiz ikisini birbiriyle kıyaslayalım hem de güzel bir kahvaltı daha yapalım!

cadde-i kebiri, balık pazarına saptık, yol bitince sola döndük nizam’da dışarıya atılmış sandalyelerden birine oturduk… tepemizde garson bitti ki daha fırın yanmamış, pide yok! çorba var hem de mercimek ama onun yanında da taze ekmek yok!

huysuzluk bu ya taze ekmek olmadan çorba içmeyeceğimiz tuttu, kalktık! birkaç on adım attık atmadık kendimizi “self service” hizmet veren bir dükkanın kollarında bulduk! “oh olsun!” deyip adı mercimek bir çorba içtik!

dışarı çıktığımızda güneş iyice yükselmişti, köprü başındaki randevuya da az bir zaman kalmıştı, başladık hayaller kura kura yürümeye…

şimdi sizden saklayacak değiliz yukarıda Allah var! diyorduk ki kendi kendimize, “şimdi kızlar gelmiştir! ilk önce köprüyü bir baştan bir başa yürür kimi zaman haliç’i seyreder anlatırız kimi zaman sarayburnunu!

daha biz hayallerin içinde yüzerken telefon çaldı, bir arkadaşımız, karısı “başımdan git!” demiş olmalı ki bizim geziye katılmak istiyor!

“olur!” dedik yürüdük!

tahmin edersiniz ki köprü başına vardığımızda “kızlar”dan ne gelen vardı ne giden! kala kala evden kovulmuş bir erkek arkadaşa kaldık!

erkekler kendi başlarına kalırsa ne yapar? ilk önce birer buçuk pilav üstü döner yer sonra çay içer en sonunda da elektronik eşya alışverişine çıkar ya fotoğraf makinesi alır ya aksesuar sorar!

biz de öyle yaptık ama arada değişiklik olsun diye tahtakale’de sobacıları dolaştık; artık neremize süreceksek bir kök adamotu aldık, bir zücaciyecide babiş’e dökme tava bulduk ama en büyük süprize tam da çakma blackberry’lere bakarken rastladık!

evden kaçmış iki orta yaşlı erkek, arkadaşımızın arkadaşları…

“bıçak bakmaya” gelmişler tahtakale’ye… istediler ki onlara katılalım, bıçakçıdan sonra patates soyacağı ardından akik alalım karnımızı da büyük postane’nin karşısındaki kokoreççide doyuralım!

sağlıkla…

6 yorum:

  1. Çok üzüldüm ama ben canım İzmir' imi başka yerlere tercih etmediğim için söz vermemiştim verseydim sözümde de dururdum. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Ya:) Bende konuşalım ama Cumartesi günü öğlene kadar dersim de var demiştim. Üzüldüm şimdi... Umarım yenilerini yaparız. Gönül koymayın olur mu...

    Çok sevgilerimle...

    YanıtlaSil
  3. Bir de İstanbul tanımaz bir Ankaralı olarak, Nufusumun İstanbul olduğunu söylemek isterim. :)

    YanıtlaSil
  4. "döküm tava ismail" gelmedi mi? ayıp etmiş:) o yazınıza çok gülmüştüm:) gülme komşuna gelir başına bana da geldi aynı yorum!

    YanıtlaSil
  5. bekleriz, biz her cts köprü başındayız!

    YanıtlaSil
  6. slm kampanyama beklerim sizi ve tüm izleyicilerinizi
    http://hayal-gercek.blogspot.com/2010/11/lilyum-giyimden-3-kisye-harika.html#comments

    YanıtlaSil