kişinin ‘iltifat’la ödüllendirilmesi gururunu okşar, yaşama sevinci verir; eğer işse söz konusu olan, yaptığına daha bi dört elle sarılmasına vesile olur.
ancak bu ‘iltifat’ denilen şey öyle bol keseden dağıtılan, her önünden geçilen tarafından size sunulan bir hoşluk değildir. öncelikle ‘hak’ edeceksiniz. karşınızdaki de ‘eşek’ değil ya sizden esirgesin. esirgeyen yok mu? var! onları da en iyisi kendi kendileriyle baş başa bırakmak.
neyse!
geçenlerde yazdık, başınızı şişirdik ama yeri geldi bağışlayın, bir kez daha bu çorba meselesine geri döneceğiz. hani demiştik ‘ya bizde çorba sayısı sınırlıdır: mercimek, ezo ve tavuksuyuna…’
zamanı geldi ya, şimdilerde sık sık dile getirilip monü oluşturma tartışmalarında deniyor ki, ‘insan her gün çorba içse bıkmaz!’ hatta hemfikiriz ki ‘evin aşçısı’ her gün pişirsin ‘evin kızı’ da her gün içsin; baktı ki çok hoşuna gitti kahvaltıda da içsin! çorba o kadar çok seviliyor.
lakin ‘iyi pişirilen’ çorbalar, mercimek ve tavuk, ‘eh ezo gelin de fena sayılmaz!’ bu demektir ki, ‘yeni çorbalar bulmak lazım!’
‘kremalı mantar çorbasını denesene!
‘………………..’
aşçının iç sesi - bin yılda bir içmişliğimiz var; ne içine ne konulduğunu biliriz ne nasıl yapıldığını? bir de maskara olmayalım?
‘iyi de internet var!’
‘……………….’
iyi ki var valla hem de ne güzel sitelerde ne tarifler? girdik internete ve ilk önümüze geleni cahil cesaretiyle indirdik masaüstümüze!
özlüce diyor ki tarif; önce mantar ve krema alacaksın çarşıdan sonra çorba zamanı gelince tereyağında un kavuracaksın, üstlerine sıcak su örteceksin; baktın unlar topak topak oldu beceremedin kavurmayı, korkma! elektrikli el karıştırıcısı elinin altında olsun, yeter.
mantarları yıkayıp küçük küçük doğramıştın ya! hadi şimdi onları da ilave et çorbanın suyuna ve az biraz pişmelerini bekle; kıvam ağır olduysa sıcak su ekle, yok baktın her şey yolunda gidiyor, tuz ekle!
mantarları diri seviyorsan erken indir ocaktan ama indirmeden kremayı ekle ki çorban tamam olsun!
bunların hepsini harfiyen uyguladık. ara ara çorbadan kaşık çalıp, uygun hatta nefis bulduk ve bekledik ki ‘evin kızı’ gelsin not versin.
nitekim geldi; çorbanın başına geçti, önce görüntüyü inceledi ses etmedi, ardından niye yanında kıtır olmadığının hesabını sordu; ‘bununla kıtır yenmez!’ çok bilmişliğimize pek inanmamış da görünse ‘hımm’ ded,i ses etmedi; ana yemeğin sunumunu yapmak için mutfağa yöneldiğimizde ise iltifatını bizden esirgemedi: ohaaa nefis olmuş!
sağlıkla.