Çarşamba

sokak kedisi

bir baba kız tatilde ne yapar? ne yapacaklar? laf işte! sabah istedikleri saatte kalkar, birlikte kahvaltı eder; denize giderler; öğlen uykusuna yatarlar, tekrar denize gider ve de akşam olunca hazırlanıp yemeğe çıkarlar.

bunların hepsi yapıldı. uyum müthiş; hiçbir temel aktivite kaçırılmadı! ancak dedikodu ayrıntıdadır. ayrıntıdan söz etmekte fayda var!

şimdi; ‘kahvaltı dedik’ diye öyle mükellef bir şey beklemeyin, ‘oda kahvaltı’ olanlardan. üç çeşit peynir, iki çeşit zeytin, iki çeşit ekmek, salatalık, domates, haşlanmış yumurta, tereyağı, reçel, çay, kahve ve de iki renk, biri sarı biri kırmızı iki su! iyi ya da kötü ama yok yok!

kahvaltıya vaktinde inilince, yani baba önce inince gidip tabağına yiyeceklerini alır: domates, salatalık, tereyağı, yumurta, ekmek; üç tane de siyah zeytin ve bunlar boğazından kuru kuruya geçmesin diye de fincanda çay!

kızı olansa olanca mahmurluğuyla önce babanın oturduğu masayı bulur şaşkın bakışlarla, ardından oturur ama kahvaltısını etmiş gibi oturur. ‘kızım bir şey yemeyecek misin?’ telaşına, ‘canım hiç bir şey yemek istemiyor!’ diyerek açıklık getirir. ancak beş dakika sonra canı bir şey istemeyen yerinden kalkar, gidip tereyağı, bir dilim ekmek, beş on yeşil zeytin ve de kibrit kutusu kadar beyaz peynirden oluşan bir kahvaltı tabağı hazırlar kendine bir de sarı su ekler yanlarına!

kimse kimseye elleşmediği sürece sorun yok ama baba olanı bir türlü rahat durmaz, ‘kızım hiç olmazsa bir yumurta yesen?’ der, ‘yok! canım hiçbir şey istemiyor. hem sevmem yumurtayı bilmiyor musun?’ yanıtını alır ve de kendi kendine söylenir, ‘aldın mı ağzının payını?’ yok nerdeee? analar babalar her söylenenden kendilerine pay çıkarsalar zaten çocuklar böyle olmazdı! değil mi ama?

gider baba olan ve bir ikinci yumurtayı yiyecekmiş gibi alır gelir tabağına. belli mi olur bakarsın satar yumurtayı. bu arada hemen yanı başlarında bir sokak kedisi bitiverir. anası babası, koruyanı kollayanı yok belli, karnı aç ve ne yapıp edip doyurmak zorunda. üstelik sağı solu da kedi rakipleriyle dolu!

kedi, gözüne kestirmiş kahvaltı edenleri. duruşundan, bakışından ve de yaltaklanmasından en zayıf halkanın baba-kız masası olduğunu anladığı ortada. sürekli miyavlayarak diyor ki masaya, ‘karnım aç ne verirseniz kabulüm!’ ee baba kızın da tabakları ağzına kadar dolu!

‘kediler ne yer baba? peynir yerler mi?’ şimdi baba ‘yemezler’ dese olmaz, ‘yerler’ dese olmaz! en iyisi ‘valla bu hayvan aç, belli! ne versen yer’ diye ortaya bir laf sallamak.

kız kediye tabağından birkaç lokmacık atar: tereyağı sürülmüş ekmek, peynir. hatta peynir kediye atılarak bitirilir. seyredilir kedi, hayranlık belirtilir.

kız, ‘babiş duruşuna baksana, fotoğrafını çeksene’ derken, baba bir yandan fotoğraf çeker bir yandan yumurta soyar, bir yandan da, ‘al kızım bari bunu ye, tabağında bir şey kalmadı aç kalacaksın’ der.

kedinin açlığı bastırılınca kendi açlığı midesine düşen kız başlarda istemeye istemeye, kahvaltının sonunda da, ‘baba bundan sonra her gün bana bir yumurta kaynat!’ diye diye babayı; hem kediye gösterdiği muhabbetle hem yumurtaya gösterdiği ilgiyle şaşkına çevirir.

sağlıkla.

2 yorum:

  1. blogunuzu yeni keşfettim ve okurken büyük keyif aldım...
    sık sık blogunuzu ziyaret edeceğim babişler bugün napmış diye :)

    YanıtlaSil
  2. teşekkür ederiz ilginiz için ve her zaman bekleriz babişlere.

    sağlıkla.

    YanıtlaSil