Çarşamba

tavukçuk!

bizim eve tavuk pek girmez, nedenini de babiş pek sormaz biz de söylemeyiz! arada bir eser birkaç parça ya da bir bütün “tavukçuk” alır, çorba yapar; çok çok estiyse kırk yılda bir de fırına gösteririz o kadar!

tavuğu sevmediğimizden değil! uysal hayvandır, çalışkandır kafasını kaldırmadan bütün gün işini yapar, iki dönüm araziyi silip süpürür ne kene bırakır ne bit pire ne de solucan; arada horozun horozlanmasını bile görmezden gelir sadece yumurtlarken söylenir onu da şimdilerde ne duyan var ne gören!

bir de “tavukçuklar” var ki gün yüzü görmemiş, ne kene bilir ne bit pire ne arpa yemiştir ne buğday; horozu bile tanımamıştır; işte onları gördüğümüzde çarşı pazarda görmezden geliriz acırız hallerine!

geçen aklımıza düştü, ki aslını, alasını beyoğlu’na yolumuz düştüğünde yeriz, “tavuk beytiyi becerebilir miyiz!” dedik.

bir parça tavukçuk göğsü aldık ilk kendimizde denedik ki, “dile” düşmeyelim!

valla fena olmadı yenilir gibi ama az biraz kuru geldi babiş’ten onay alarak yaptığımıza ise gizlice kuyruk yağı ekledik sonra söyledik! babiş beğendi beyti çalışmamızı ki evin mönüsüne aldık üçüncüde de başarılı olursa size de tarifini veririz söz!

tavukçuk geçen gün yeniden imdadımıza yetişti hem de “aferin!” aldık ki bu ender belirtilen bir lütuftur!

şimdi bu babiş iyi hoş da her çocuk gibi “nazından niyazından ne zaman ne yapacak ne yiyecek ne tepki verecek?” bilinmediğinden çoğu zaman elleşmeyiz! ancak ona kalsa doğru değil elimiz hep üzerinde!

neyse!

yine böyle bir günde “bak öğlen oldu, kalkmış mıdır acep, karnı aç mıdır?” telaşına düştük, yoldan yokladık ki yeni kalkmış kahvaltı niyetine mi öğlen yemeğine mi kestiremediğimiz yiyecekler ister, kararı da bize bırakır!

babasının kararsızlığını bilmez değildir ama çocuk işte ilk elden aklına nerden gelecek?

bizi aldı mı bir telaş, koca çarşının içinde dört dönüyoruz; balıkçının önünden bir kez geçiyorsak, şarküteri dükkanlarından gözümüzü alamıyoruz, manava ise ancak fındık fıstık niyetine bakıyoruz ki “tazeleri çıkmış mıdır?” diye…

tabii sonunda olanlar oldu kendimizi bir et dükkanına attık üç parça tavukçuk göğsü aldık!

eve gidiyoruz ama kafamızda üç farklı fikir var, “isterse beyti yaparız ya da şiş; yok karnı çok açsa tavada alelacele çeviririz, adı yok ama karnı doyar!”

kapıdan girdik ki babiş her hal halimizi beğenmedi, ilk iki öneriyi geri çevirdi, üçüncüsü içinse, “babiş sen otur! ne ki ben yaparım!” dedi, bize de sadece tavukçuğu doğramak kaldı!

babiş, tavada önce birkaç damla zeytinyağı gezdirdi, tavukçukları tavaya gösterdi, gösterir göstermez de “ben piştim!” diyenlere kekik ve biberiye ekledi, bir de küçük salata yaptı; bizim kararsızlığımız devam ettiğinden tavukçukla dolaptaki yiyecekler arasında gidip geldiğinden “menemen mi tavukçuk mu aç kalmak mı?” üçlemesinden kurtulamadığımızdan tek başına sofraya oturdu; kaldık bir başımıza ki aç ve hala kararsızız!

sonunda baktık olmuyor her zaman yaptığımızı yaptık kendimize ceza verdik, bir küçük parça tavukçuğu babiş’in tavasına attık, cezamızı hafifletmek için de az biraz salça ekledik!

bu arada babiş de bir yandan yemeğini yedi bir yandan yediğimize baktı, “kuş kadar yiyorsun babiş!” dedi, dertlendi!

sağlıkla…

3 yorum:

  1. Çok hoş olmuş:)Ellerinize sağlık.Hayırlı ramazanlar..

    YanıtlaSil
  2. Bu babiş pek bir mariftliymiş bizimki laf ebeliği konusunda marifetli belki biz daha çok küçük olduğumuz için babişin eline sağlık. Bu kızlar ağzının tadını biliyorlar.Eminim kısa zamanda blog işinide bizden alacaklar bizde baka kalacağız...

    YanıtlaSil