Çarşamba

"Gerçek tavuk!" sahibini buldu...

hey gidi günler hey… o günden bu yana üç yıl geçmiş, gelmişiz bugüne.

o günlerde babiş’e yemekler beğendirmeye çalışırken şimdi babiş bize yemek beğendirme telaşına düşmüş. bu günleri de görmüşüz. şükürler olsun!

geçenlerde yazmıştık. zor da olsa binde bir de rastlasak, iskele’deki bir tavukçudan “gerçek” tavuk alıyoruz.


bundan önceki tavuğu babiş yapmıştı. pek lezzetliydi. pek severek yemiştik. birazcık küçücüktü ama olsun baba-kız doymuştuk.

geçen gün yine rastladık bu “gerçek” tavuğa ve bir küsur kilosuna 26 tl verip aldık. niyetimiz önce tavuktan bir tavuk suyu almak, bir kısmıyla çorba kaynatmak, gerisini de çekiştire çekiştire yemekti.

bu arada hemen diyelim ki unuttuğumuz (yani biz babaların ve de anaların) tavuk lezzeti bir başkaymış (ikinci kez deneyince artık iyice emin olduk.) eti sert lif lifmiş hatta but denilen yerini yemek için bayağı bir çaba gerekirmiş.

lafı uzatmayalım. tavuğu önce tütsüledik, içini dışını bir güzel yıkadık, kanlarını akıttık; düdüklüye bir baş soğan, bir havuç, bir defne yaprağı, birkaç dal maydanoz, birkaç tane karabiber ile beraber koyduk ki helva olsun. ancak niyet başka hayat başkadır her zaman. biraz sonra babiş mutfaktan seslendi ki tencerenin her tarafından sular seller akıyormuş. gelir tabii lastiğini değiştirmeyeli yıllar oldu.

çaresiz tencereyi değiştirdik. tavuğu tam “pişirdik” diyorduk ki tüp bitti. neyse ki tavuk helva olmamıştı ama pişmiş de sayılırdı. indirdik ocaktan. suyunu iki parçaya böldük ki bir kısmı ile çorba yapalım bir kısmı da derinde kalsın. kış kıyamette babiş’e yine çorba yaparız sıcak sıcak içer.

bu arada babiş’e de tembihliyoruz ki okuldan eve gelirse ağzına geçiştirmelik bir şeyler atsın bizi beklesin, gelince kendisine çorba yaparız.

babiş bu tembihlere pek bozuldu, bize üç yıl öncenin babiş’i olmadığını hatırlattı, “hacı sen merak etme, kendi çorbamı kendim yaparım” dedi, kestirip attı.

sağlıkla…

1 yorum: