Cuma

mantarlı bonfile / ah refika hanım ah!


geçen gün gözleri kömür karası, yüreği ak pak dünyalar tatlısı bir hanımla tanıştık, ahbap olduk; hatta bize sokak ortasında mutfak bile kurdu! kadayıf böreği pişirdi! ayrılırken de diş kirası olarak köy ekmeği, süzme yoğurt, mahalle yufkası, erişte ve daha dumanı üstünde yeni çıkmış kitabını verdi.

hepsini aldık eve getirdik. ancak bir hata yaptık, kitabı ortalık yerde bırakıp işe gittik. öğlen gibi de evde ders çalışan babiş’le telefonlaştık, akşama bonfile yemeyi kararlaştırdık; dolaptan iki dilim çıkarırsa biz gelene kadar çözüleceğini söyledik, anlaştık!

geldik ki hanım tabağını hazırlamış, patates bile kızartmış, sofraya oturmak üzere, bize de der ki, “babiş senin et dolapta!”

neyse!

biraz sonra biz de acıktık, eti dolaptan aldık ki bir tasta, üstünde küçük küçük doğranmış kuru soğanlar, seçebildiğimiz kadarıyla biberiye, kekik var ve et sütün içinde neredeyse yüzmekte ancak kararında ne boğulacak kadar süt var ne ayakları yere değiyor! “hadi bakalım hayırlısı” dedik, tavada biraz istiridye mantar çevirmeye başladık.

bu arada salondan da arada sırada şöyle laflar geliyor, “baba refika hanımın bütün kitabını okudum, bitti kitap! eti marine ederken ondan da yararlandım!”

neyse!

mantarın suyunu çektirdik, birkaç damla zeytinyağı gezdirdik üstünde ve hemen aldık tavadan hem mantarı kurutmayalım hem bonfilemizi pişirelim.

bonfileyi serdik tavaya, boylu boyuna uzandı, üstüne de yorgan niyetine tastakileri örttük, kısık ateşte pişmeye başladılar. arada eti alt üst ettik, çevirdik, onu da kurutmadan tavadan tabağa aldık…

bu arada kimse bizimle birlikte yemek yemek istemediğinden yemeğimizi her zamanki yerimizde mutfakta yemeğe niyetlendik; yemek için masamıza oturduk, “bir küçük serçe keyfi” yapalım diye de bonfilenin yanına bir bira açtık, kurulduk!

arkadaşlar ilk lokmamızda hayretlere düştük ki hayatımızda böyle bonfile yememişiz! İnanılmaz bir lezzet!

bir kere et değil sanki pamuk sonra soğanlar öyle yakışmış ki yanlarına hele de iyice pişip bir de karamelize olmuşlar ki sormayın!

bizde bir hayret bir hayret! o şaşkınlıkla tabaktan kafamızı kaldırdık ve dedik ki, “ babiş, eti nasıl marine ettin?”

karşılık:

asla içine ne koyduğumu söylemem!

alın size bir ders daha yani bilgi ve deneyim öyle ucuz şey değil her önünüze gelene anlatılmaz öyle ulu orta yazılmaz!

sağlıkla…

3 yorum:

  1. Bloğunuzun adı ilgimi çekti önce çünkü bende yıllardır babama babiş derim.30 yaşındayım evlendim ama hala babişim o benim. Geçmiş yazılarınıza kadar dönüp okudum.Bloğun adı kadar yazdıklarınızda çok güzel.Takipçinizim artık.

    Sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. aa duygu deyince aklıma geldi, benim kızlarda babiş derler babalarına hatta telefonlarında bile öyle kayıtlır...
    Bilgi pahalı şeydir aizim öna ulaşmaksa bir o kadar zahmetli...Küçük Babiş çok haklı

    YanıtlaSil